1500 TL ve üzeri alışverişlerde kargo bedava + Newsletter'a kaydol, %10 indirim kazan!

Trendlerin değişim hızına ayak uydurmak mümkün değil. Bu acımasız değişim parfümeride de kendisini gösteriyor. Sektörün içinde uzun süredir çalışan biri olarak müşteri taleplerini anlamak ve karşılık vermek konusunda zaman zaman zorlandığım oluyor. Genellikle en çok satan parfümler aniden sektöre yön verip neredeyse bütün markaları etkisi altına alıyor. Önceleri bu değişimler uzun bir sürece yayılır; dünya refahı, ekonomisi, dönemin moda algısı gibi birçok etken parfümeriye yön verirdi. Şimdi ise sürekli yeniye duyulan ihtiyaç daha kolay kabul gören, az riskli ve tasarımdan ödün veren parfümleri beraberinde getirdi. Geçmiş yıllara gidersek göze çarpan en keskin değişim ise 80’li yılların sonunda, 90’lı yıllara girerken yaşandı. Parfümlerdeki yoğun, kompleks ve ciddi harmanlar yerini temiz, havadar ve kolay giyilebilir kokulara bıraktı. Ayrıca parfümörlerin sakınarak kullandıkları pahalı moleküller ucuzlayarak formüllerde cömertçe kullanılabildi. Dönemin steril olma arzusu parfüm formüllerini de tekrar gözden geçirmeyi zorunlu hale getirdi. Temiz, iddiasız, sakin ve huzurlu hissettiren bu formüller insanların konfor alanına hizmet ettiği için 90’lı yılların parfümerisini tanımladı denilebilir.

90’lı yıllarda tasarlanan parfümlerin birçoğu sucul ve ferah kokulardan oluşuyordu. Bu atmosferi yaratan en belirgin moleküller ise başlıca calone, salisilatlar, dihydromyrcenol gibi moleküllerdi. Bu moleküllerin yanısıra laktonik şeftali kokusunu veren gamma undecalactone, müge kokusunu taklit eden lyral, lilial gibi koku molekülleri parfümü daha meyve-çiçek merkezine çekiyor ve onu zekice tasarlanmış zarif bir boyuta taşıyor. Örnek vermek gerekirse Dior’un efsanevi J’adore parfümü açılışında şeftali meyvesinin yer aldığı temiz çiçek akımıyla dönemin en çok ilham veren parfümü oldu. Issey Miyake L’eau d’Issey, Davidoff Cool Water, CK One, Giorgio Armani Gio gibi sucul ve temiz kokular 90’lı yılların en çok satan ve sektöre yön veren parfümleri arasında gösterilebilir.

Merkezinde, bazen midenizi ekşitecek kadar güçlü meyve notalarının yer aldığı parfümler 2000’li yılların başından itibaren neredeyse bütün pazarı domine etmiş durumdaydı. Britney Spears Fantasy, Escada Sexy Graffiti, Ralph Lauren Ralph gibi daha birçok parfüm dönemin “it girl” akımına hizmet ediyordu. Bu parfümler o kadar popülerdi ki yanınızdan geçen her 10 kadından 8’i koca bir manavı sırtlanmış gibi kokuyordu. 90’ların steril ve akuatik parfümlerinin yerini aniden çilek, ananas, frambuaz ve muz gibi rengarenk meyvelerin harmanlandığı parfümler aldı. Dönemin eklektik, eksantrik ve bazen de tartışmalı olan moda trendleri iyi ile kötü arasında gidiyor ve bu durum parfümlere de yansıyordu. Her ne kadar meyve notaları bu dönemden sonra parfümde ucuz koku algısını yaratsa da, günümüzde en pahalı parfüm evleri bile tüketiciyi etkilemek için bu notaları kullanmaktan çekinmiyor. Creed Aventus, Ex Nihilo Blue Talisman, Tom Ford Tuscan Leather gibi çok satan ve formülünde meyve notaları içeren parfümler buna örnek olarak verilebilir.

Teknolojinin bize sunduğu fırsatlar parfümeride de karşımıza çıkıyor. Özellikle hammadde üretimi konusunda çok farklı teknolojilerle daha önce elde edilemeyen esansların üretimi artık mümkün. Kabuğundan yağ elde edilebilen narenciyeler dışında diğer meyvelerin esansını yakalamak şimdiye dek mümkün değildi. Muz, çilek, ananas gibi meyvelerin kokusal profillerini yakalamak için sentetik moleküllere başvurulurdu. Ne mutlu ki gelişen ekstraksiyon teknikleri kullanılarak birçok meyveden artık esans üretilebiliyor. Düşük ısı ve yüksek basınç kullanılarak üretilen bu esanlardan en göze çarpanı ise çilek oldu benim için. Laboratuvarda koklama şansını elde ettiğim ve tasarımlarımda kullanmak için sabırsızlandığım bu esansı ünlü bir parfüm evi olan Ex Nihilo’nun son lansmanında görmek beni çok mutlu etti.

Ex Nihilo parfüm evi benim için parfümde çabasız lüksün karşılığı. Şişe tasarımından parfümlerin yalınlığına kadar markanın her ayrıntısında zanaat ve lüksü görebiliyorsunuz. Sürekli karşımıza çıkan ve bıktırırcasına gözümüze sokulan “sözde başarılı” parfüm evlerinden sıyrılıyor ve kendine yeni bir alan açarak herkesin dikkatini çekiyor. Son gözdesi Spiky Muse ise kokladığım ilk anda beni etkisi altına alan parfümlerden biri oldu. Üst notalarda doğal çilek esansı, bergamot ve pembe biber, kalpte gül ve Antep fıstığı, dip notalarda ise sedir ağacı, tonka fasulyesi, ambrofix (ambroxan) ve Akigalawood notalarına yer veren Spiky Muse, altın rengi yaz sonu manzaralarını önümüze seren, rengarenk notalarla bezenmiş, neşe dolu bir parfüm. Sizi meşgul eden, her şeyden soyunup kendinizi güneşin sıcaklığına bırakmak istediğiniz bir güne hazılamak için daha muhteşem bir başlangıç düşünülemez.

– Koray Sevinç

Kapat
Kapat
Giriş Yap
Kapat
Sepet (0)

Sepetinizde ürün bulunmuyor. Sepetinizde ürün bulunmuyor.